|
|
Bak dinle! Herşeyin ve herkesin sustuğu bir vakit, bir ağıt duyacaksın bu gece... Ansızın uykunu bölen ve içinin duvarlarını delip geçen bir ağıt... İçini susturmaya çalıştığın saatlerde, kapı eşiğine süzülmüş, öylece sessiz zaman kollayan, bir kadın elbisesine bürünmüş, kalbi ortasından yarılmış, hiçbir dilde olmayan bir ağıt duyacaksın... Bu gece seccadeni göğe ser ve uyuma... Çünkü dünyanın bütün ağıtları bir bir kapını çalacak! İzin istemeden sana hikayeler anlatacaklar. Kadın çığlıklarıyla uyanacaksın... Bir yerde yarım kalmış bir kadın, boğazına sarılacak bu gece! Hesap vereceksin bu gece... Asla kazanılamayan savaşlar meydanında, yani gerçekte kimsenin galip olamadığı bir dünyada, Yegane Güç'e sığındığında bütün ağıtların dilini çözeceksin... Bir düşün! Ölü bir çocuk yüzüne kaç ağıt sığdırabilirse bir anne bu gece o kadar ağıt yakılacak şehrinde... Ve bütün "LA YÜS'EL" lere inat, soracaksın iniltili cümlelerin senfonisine... Neden? Niçin? Niye? Soracaksın illa ki. İlla ki aklınla yola koyacaksın. Hayır! Önce kadınlar tanımalısın, kan kokusu eteklerine sinmiş ve etekleri bahar çiçeklerine değmemiş, yamalı yürekler yani... Her gece, giden birine alnında kanı kurumamış taze şehide gün görmemiş dertli geline ağlayan bir kadın sesi, her şehirde... Anlayacaksın... Hayır öyle değil diyeceksin! Onlar isyan etmiyorlar... Kimsesiz kalmış bir bilinmez dilde Rab'leriyle konuşuyorlar... Bu gece bütün duyduğun ağıtlara kulak ver! Uyuma... Kalk ve bir ağıt yak...
|