|
|
Çok uzak diyarlarda kimselerin bilmediği varlığından haberdar olmadıkları bir ülke varmış.Bu ülkenin adı “Kelebekler Ülkesiymiş”… İnsanları kelebekler kadar güzel kelebekler kadar sessizmiş. Hiç kavga etmez suratlarını hiç asmazlarmış.Ülkenin kralı bir gün öğle uykusuna yattığında bir rüya görmüş. Aslında bu gördüğü bir rüyadan çok kabusa benziyormuş. Yediği yemeğe içtiği suya birisinin zehir koyduğunu bu zehir vücuduna girdikçe benliğini kaybettiğini görmüş. Bunu yapanın kim olduğunu öğrenmek istedikçe zehir koyan ellerin ötesinde belirgin olan hiçbir şey seçememiş. Çığlıklar atarak yatağından fırlamış. Kralın çığlığını duyan baş hizmetkar odaya koşmuş.Gördüğü rüyanın etkisiyle karşısında baş hizmetkarı gören kral yemeğine ve içeceklerine zehir koyan kişi bu olabilir mi diye hizmetkardan şüphelenmiş.Şüpheleri arttıkça baş hizmetkara bakışları değişmiş. Bu bakışlar Kelebekler Ülkesi’nde hiç kimsenin ne anlama geldiğini bilemediği bakışlarmış.
Akşam üstü kraliçe özel bir içki hazırlayıp sarayın en görkemli balkonunda tek başına oturan krala getirmiş. Kral yıllardır aynı yastığa baş koyduğu hasta olduğun zamanlar baş ucunda ayrılmayan kraliçeyi gülümseyerek karşılayacağı yerde asık suratla karşılamış. Kraliçe kralın yüzündeki ifadeden korkmasına rağmen yine de gülümseyerek elindeki içki kadehini krala uzatmış. İçki kadehini gören kral elinin tersiyle kadehe vurarak yere düşmesine sebep olmuş.Kraliçe ne yapacağını ne söyleyeceğini bilmeden korkuyla ağlayarak odasına koşmuş. Kraliçenin ağladığını gören vezirin karısı kraliçeye ne olduğunu sormuş.kraliçe o kadar üzgünmüş ve krala o kadar kızgınmış ki, kendisinin nasıl olduğunu merak eden vezirin karısının gülümseyen yüzünü görünce, kendisinin göz yaşlarıyla alay ettiğini düşünmüş.Ona bağırarak odasını terk etmesini söylemiş… Şüphe, güvensizlik ve intikam duygusu önce sarayın etrafını sonra da Kelebekler Ülkesi’nin tamamını sarmış… Arık Kelebekler Ülkesi’nde gülen insan yüzü görmek mümkün değilmiş.Gülmeyen yüzler, şüphecilikleriyle kavgalar çıkarmaya, birbirlerine eziyet etmeye başlamışlar.Gök Tanrı Sug, insanlarının durumunu gördükçe kahrolmuş… Bir gün bu duruma ‘bir dur ‘ demek için ülkenin kralını huzuruna çağırmış.Kral önce Kelebekler Ülkesi’nin bu hale neden geldiğini bilmediğini söylemiş. O zaman Gök Tanrı Sug, insanların bu hale ilk ne zaman gelmeye başladığını sormuş. Kral, gördüğü rüyayı hatırlamış. Tanrı Sug’a rüyasını anlatmış. Tanrı Sug, “Gördüğün rüyayla kendi benliğini yok ettin.Benliğinle birlikte ülkenin mutluluğunu da…” demiş Ve karla halkını eski durumuna döndürmesi için yalnızca üç gün süre vermiş. Ülkesine dönen kral, insanlarının eski durumuna dönmesi için uğraşmaya başlamış. Ancak, sürenin üç gün olması nedeniyle bu uygulamaları biraz sert ve acımasızmış.Durum iyi olacağı yerde daha kötüye gitmiş. Gök Tanrı Sug, Kelebekler Ülkesi’nin durumuna o kadar üzülmüş ki!... Üzüntüsünden ağlamaya başlamış. O ağladıkça sular altında kalan Kelebekler Ülkesi’ndeki insanlar zor durumda kalmış.Ne canları gibi sevdikleri bahçeleri ne birbirleri için kavga ettikleri malları ne de düşmanca besledikleri kinleri kalmış. Çünkü ülkelerinin yok olmak üzere olduğunu görüyorlarmış. Yaptıkları hataları anlamışlar anlamsına ama değişimi sağlamak için yapacak hiçbir şeyleri yokmuş.Gök Tanrı Sug, istese de gözyaşlarını durduramıyormuş zaten!... Tanrı Sug’un durumuna çok üzülen diğer tanrılar bu olayın unutulmaması ve bir daha böyle bir şeyin yaşanmaması için bütün kelebekleri çok güzel, güzel oldukları kadar da ömürlerini kısa yapmışlar…
“Bütün mutluluklar geceyle birlikte yüreğimize dolsun, gözlerimizdeki sevgi bu hikayedeki sihri bulmamızda ışık olsun.Dileğim odur ki!... Yaşadığımız hayat bir kelebeğin ömrü kadar kısa, değişimi kadar yanıltıcı olmasın…”
|