HİKAYELER

PADİŞAHIN İŞİ NE ?

22.02.2007 10:32:08




Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür.
Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavus Pasa sorar:
- Hayrola efendim, caninizi sikan bir şey mi var?
- Aksam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
- Hayır mi ser mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefaya, Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. iste tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar
- Kimdir bu? Ahali:
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın mey husun biri iste!..

- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.
Bir başkası tafsilata girer
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır. Nalının haşini yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem sise sise şarap taşır evine,hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..
Hasili, mahalleli döner ardını gider.
Bizim tedbili kıyafet mollalar kalırlar mi ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser:
- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem.. Ama biz gidemeyiz, söyle veya böyle tebamizdir. Defini tamamlamak gerek.
- iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.

- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam... Naasi kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız iste.
- Yapmayın etmeyin sultanim, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasil hane bulmalıyız.
- surada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya’dan Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden...
- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...
Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur.Padişah bakir kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki,naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.

Padişahın kani ısınmıştır bu adama,vezirin de hakeza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha...
Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanim, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanimi vardır, belki yetimleri?..
- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
Vezir cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın acar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkini helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar. Şakaklarına dayar...

Ağlar mi? Hayır. Ama gözleri kısılır,hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...


- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...
Bizim efendi bir âlemdi, vesselam...
Aksamlara kadar nalın yapar...
Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra
getirip dökerdi helaya!..
- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mi? Aldım, derdi.Öyleyse simdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hücceti İslam okurdum...
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umurunda değildi.
Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi.
Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli...
- Öyle imam kaç tane kaldı simdi?
- iste bu yüzden Nisanci’ya, Sofulara uzanırdı ya... Hatta bir gün
- Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada...
- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını bahçeye. Ama ben üsteledim. is mezarla bitiyor mu, dedim.
Seni kim yıkasın,kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın isi ne?

Asrın aliminin dediği gibi

EĞER O RAZI OLSA BÜTÜN DÜNYA KÜSSE EHEMMİYETİ YOK...O İSTERSE VE HİKMETİ İKTİZA EDERSE HALKLARA DA KABUL ETTİRİR

Ekleyen/Kaynak: best of gravian




Bu bölüme Hikaye ekleyebilirsiniz. Hikaye eklemek için tıklayın

Yorumlar [ Yorum Yaz ]

Yazan: Abdurrahman SAYAR    09.09.2007 01:57:08
İŞTE TARİFLERLE ANLATAMADIĞIMIZ BİR İNSAN...
Doğru insan Allah katında belli olur?Bu insan bu dünyada öldükten sonra belli olmuş.Keşke ölmeden önce anlamaya çalışsaydık..Bunun için konuşmalıyız..Anlamaya iyi niyetli olarak..Saygılarımla...


Yazan: 12345679x54    23.02.2007 14:14:43
işte bu
çoktandır böye beni derinden etkileyen hikaye okumamıştım bu hikayesi 5 kere üstüste okudum tşk.



  Diğer Hikaye
  En Çok Yorumlananlar
  Yeni Ekle
  Yorum Yaz
  Tümünü Listele
| 101 Okey Oyunu | Türkçe Kürtçe Sözlük | Kürtçe Dil Testi |
counter